BASRA’DAN AKDENİZ’E YENİ AĞIRLIK MERKEZİ: 1 NUMARALI OTOBAN

IŞİD sonrası bölgede güç haritaları yeniden çiziliyor. Güç haritalarının yeniden çizildiği, doğal kaynakların ve ulaşım/ikmal hatlarının yeniden şekillenip kontrol altına alınma mücadelesinin doğduğu bu dönemde jeopolitik değişimlere dikkatle bakmak gerekiyor. Mücadelenin egemenlik kavramının doğasını ve yaygın araçlarını değiştirdiği dönemde devletler arasındaki güç mücadelesi farklı bir boyut kazanıyor.

 

Eski çağlardan bu yana üzerinde pek çok egemenlik savaşının yaşandığı dünyanın sinir sistemini denilen meta ve enerji transferini sağlayan hatlar, uluslararası ilişkilerin hep gündeminde idi. Devletler güç tesis etmek üzere ihtiyaç duydukları kaynaklara ulaşmak için bu hatları kontrol altına almak isterler. Ulaşım hatlarını kontrol eden bir devlet, kaynaklara erişim tekelini eline aldığı için tam bir stratejik bağımsızlığa sahip olmuş olur.17 Jakub J. Grygiel, Great Powers and Geopolitical Change, The Johns Hopkins University Press, 2006, s.26.

 

Yılardır kendi içinde bir egemenlik mücadelesi veren Irak ise meta ve enerji transferinin ortasındaki bir ülke olarak sınırları içindeki hatlar konusunda ciddi bir mücadeleye sahne oluyor. 1 Numaralı Otoban, sahip olduğu jeostratejik uzanımın önemi bakımından bir hakimiyet mücadelesinin göbeğinde duruyor.

 

Bir yandan bölge ülkeleri diğer yandan denizaşırı ülkeler bahsi geçen otoban üzerinde ve bölgesel etkileri malum mücavir bölgelerde güç haritalarını yeniden çizme yönünde adımlar atıyor.

Güç haritasının ağırlık merkezi: 1numaralı otoban

Irak’ın ve bölgenin, 1.250 km uzunlukla, en uzun otoban projesi olan 1 Numaralı Otoban yoğun ticari bir merkez olan Basra körfezine sahip Basra vilayetinin ticari potansiyelini, karanın içlerine Anbar vilayetini doğudan batıya doğru geçerek bağlıyor.  Komşu ülkelerdeki uzantıları ile üç ülkeyi neredeyse boydan boya geçen bu yol gerek geçiş hatları gerek çıkış noktaları üzerinden son yılların en keskin hakimiyet mücadelelerinin odağında bulunuyor.

 

1 Numaralı Otoban, Irak içinde ve komşu ülkelerdeki bağlantı ve uzantıları ile Basra Körfezi’nden çıkıp Irak’ın ABD işgalinden bu yana en riskli bölgesi olarak görülen Anbar’dan geçerek Akabe Körfezi’ne kadar uzanan bir ulaşım ve nakliye hattı ile belirgin bir ağırlık merkezinin ortasında bulunuyor.

 

Basra Körfezi’nden kuzeybatıya yönelerek Irak’ın başkenti Bağdat’tan batıya doğru uzanan otoban bir yandan Ürdün’ün başkenti Amman’a ve oradan Kızıldeniz’e çıkışı sağlayan Akabe Körfezi’ne uzanırken diğer yandan Irak – Ürdün – Suriye sınırının kesişme noktası olan Tanf bölgesinden geçerek Suriye’nin başkenti Şam’a ve Humus üzerinden Doğu Akdeniz limanlarına ulaşıyor.

 

1 Numaralı Otoban’ı bu hattın ulaştığı ticari hinterland kadar geçiş alanları da önemli kılmaktadır. Basra Körfezi’nden çıkarak Bağdat’ın güney banliyölerinden geçen rota Felluce ve Ramadi gibi Irak yakın tarihinde siyasi ve askeri derin etkisi olan iki kenti kat ederek Irak’ın Sünni nüfusunun yoğunluklu olarak yaşadığı Anbar vilayetini tam ortasından kesiyor.

 

Bu bilgiler ışığında değerlendirildiğinde büyük kısmı Irak içinden geçen otoban ve çevresinde hakimiyet tesis eden güç, Basra Körfezi’nden Doğu Akdeniz’e ve Kızıldeniz’e uzanan bir hattın ağırlık merkezini ele geçirmiş olacak.

ABD'nin küresel savunma ağı'nda kritik bir nokta

2017 yılında IŞİD’in sınır bölgelerden görece temizlenmesinin ardından Irak ile Ürdün arasındaki sınır kapısının açılmasına karar verildi.18 https://www.voanews.com/middle-east/jordan-iraq-reopen-main-border-crossing-baghdad-amman-highway İki ülkenin de savaşlardan yorulmuş ekonomilerini canlandırmaya ihtiyacı vardı ve Tureybil sınır kapısının açılması ticaret akışının canlanması demekti.19 Irak’ın savaştan etkilenen ekonomik durumuna göz atmak için bkz: http://documents.worldbank.org/curated/en/771451524124058858/pdf/125406-WP-PUBLIC-P163016-Iraq-Economic-Monitor-text-Spring-2018-4-18-18web.pdf Ancak Ürdün’ün başkenti Amman’dan Bağdat’a uzanacak otoban üzerinde güvenlik henüz tam manasıyla tesis edilememişti.20 Country of Origin Information Report: Iraq Security Situation, European Asylum Support Office, s.59-64, March 2019.

 

ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı ve danışmanı Jared Kushner, 2017 yılının Nisan ayında Irak’a bir ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaret sırasında Kushner’in aracılığı ile Amman-Bağdat otobanının güvenlik ve yeniden imarının ABD’li şirket Olive Group 21 ABD merkezli Constellis adlı bir çatı şirketin bileşenlerinden biri olan Olive Grup özel bir güvenlik şirketi olarak Blackwater benzeri bir hizmet sunmaktadır. Olive Grup, Constellis ile 2015 yılında birleşme görüşmelerini başlatmış ve daha sonra Constellis çatısı altında faaliyetlerine devam etmiştir. adlı paralı askerlik hizmeti veren bir özel güvenlik firmasına verilmesine karar verildiği anlaşıldı.22 http://arabcenterdc.org/policy_analyses/the-strategic-implications-of-reopening-the-baghdad-amman-highway/ Bu anlaşma görünürde karşılıklı ekonomik kalkınmayı hedefliyorsa da bölgedeki jeopolitik gelişmeler değerlendirildiğinde ABD’nin küresel savunma sistemi ağında bir noktanın tamamlandığını görmek mümkün.

 

ABD’nin 11 Eylül’den sonra yeniden düzenlemeye tâbi tutulan küresel savunma sistemi eski ve yeni üslerden oluşan bir ağ oluşturmaya dayanıyor. Bu ağ kapsamında üç tür üs yapısı bulunuyor: Ana Operasyon Üsleri, İleri Operasyon Mevzileri, Müşterek Güvenlik Bölgeleri. Konumuz itibarıyla ve Irak özelinde ilgi alanımıza giren tür, Müşterek Güvenlik Bölgeleri.23 Ryan Henry, “Transforming the U.S. Global Defense Posture”, Reposturing the Force U.S. Overseas Presence in the Twenty-First Century, s.43. ABD asker varlığının çok az tutulduğu ve daimî olmayan üsler biçimde şekillenen bu bölgelerin yönetimi, özel paralı asker şirketleri tarafından gerçekleştiriliyor.24 Public War, Private Fight? The United States and Private Military Companies, Deborah C. Kidwell, s.39-65 Bu şirketlerin idarecileri ise genellikle emekli ABD’li subaylar. Şirketler, ABD ordusu ile çalıştığını gizlemek üzere resmî olarak o ülkede iş için bulunduğu görüntüsünü veriyor. Bu sayede ABD silahlı kuvvetlerinin yabancı bir ülkede bulunmasından doğacak gerginlik giderilmiş oluyor.

 

Irak’taki 1 Numaralı Otoban’ın güvenliğinin sağlanması görevinin Olive Group’a verilmesini ABD’nin Müşterek Güvenlik Bölgesi oluşturma faaliyeti açısından değerlendirmek mümkün. Olive Group, güvenlik tedarikçisi bir şirket olan Constellis Şirketler Grubu’nun bünyesindeki şirketlerden biri. 2017 yılında Irak hükümeti ile Olive Group arasında imzalanan anlaşma uyarınca Basra Körfezi’nden Akabe Körfezi’ne kadar uzanan 1 Numaralı Otoban’ın Bağdat-Amman kısmının güvenlik tedarik işi 25 yıllığına ABD’li şirkete verildi.25 https://www.nytimes.com/2017/05/27/world/middleeast/iraqi-toll-road-national-highway-iran.html Olive Group’un bu projedeki en büyük ortağı Axianta isimli güvenlik tedarikçisi şirket olup bu şirketin genel müdürü ABD Hava Kuvvetleri’nde 20 yıl görev yapmış bir eski asker Dave Cain.26 Pre-Feasibility Study, “Route One Toll Road Project Jordan to Baghdad”, 2017 ( Bağdat hükümeti ve Olive Group arasında yapılan görüşmelerde hazırlanmış fizibilite raporu) – Şirket sitesinden bakmak için http://axianta.com/about/dave-cain/

 

Irak’taki askerî varlığının en çok sorgulandığı ve ülke içinde bu konuya dair muhalefetin yükseldiği bir ortamda ABD’nin daimî üslerden ziyade özel paralı asker şirketleri vasıtasıyla Müşterek Güvenlik Bölgeleri kapsamında üs ağlarının devamlılığını sağlamayı seçmesi mantıklı bir adım olarak değerlendirilebilir. Zira ABD, Olive Group aracılığıyla 1 Numaralı Otoban’ın güvenliğini kontrolü altında tutarak aslında Anbar bölgesinin; Ürdün ve Suudi Arabistan sınırlarının ve İran’ın Suriye’ye geçişinin kontrolünü eline almış olacak. Bunu yaparken de 25 yıl boyunca bu hat boyunca özel şirket perdesi altında “dolaylı” olarak askerî varlığını devam ettirecek.

 

ABD, Bağdat-Amman hattını Olive Group ve Axianta şirketleri vasıtasıyla tutarken 1 Numaralı Otoban’ın Basra kısmının güvenliği ise kötü bir üne sahip Blackwater şirketinin eski sahibinin yeni kurduğu bir şirkete teslim ediliyor. Irak’ta 2007 yılında Nisur Meydanı’nda 14 sivili öldürmekle kötü bir nama sahip olmuş ve Irak’ın yasaklılar listesinde bulunan Blackwater paralı asker şirketinin sahibi Erik Prince, Frontier Services Group adlı şirket ile Basra bölgesine geri döndü. Erik Prince’ın şirketinin mali kaynağını Hong-Kong karşılarken, bahsi geçen şirket Çin’in “Tek Kuşak Tek Yol” projesi kapsamında faaliyetlerini Afrika’da yoğunlaştırmıştı. Ancak Prince’ın şirketinin 2018’in Şubat ayında Irak Ulaştırma Bakanlığı ile Basra bölgesinin güvenliği için anlaşma imzaladığı ortaya çıktı.27 https://www.buzzfeednews.com/article/rosalindadams/blackwater-erik-prince-frontier-services-group-iraq

 

Bu bilgiler ışığında bakıldığında ABD Olive Group, Axianta ve Frontier Services Group marifetiyle üsler ağında önemli bir yer teşkil eden Müşterek Operasyon Bölgeleri arasındaki bağı da kurmuş oluyor.

 

Tüm bu veriler, ABD askerlerinin Irak’taki varlığının ve Trump’un Irak’ı İran’ı gözetleme noktası olarak gördüğü değerlendirilmeleri ile birlikte ele alındığında ABD’nin resmi askerî hüviyetten uzak görece sivil şirketler aracılığı ile Irak’taki varlığını rahatlıkla sürdüreceğini ve söylemek mümkün. Zira Bağdat-Amman güzergahı dolayısıyla Basra ve Akabe Körfezi’ndeki rotada 25 yıl varlığını sürdürmenin meşru gerekçesini bu anlaşma ile elde etmiş durumda.

1 Numaralı Otobanın ulaştığı çevresel ağ

Anbar'ın kontrolü ve güvenlik üçgeni

Bahsi geçen otobanın Bağdat’tan Amman’a uzanan kısmı yüzölçümü açısından Irak’ın üçte birini oluşturan Anbar vilayetinden geçiyor. Anbar vilayeti ayrıca Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan’a açılan üç sınır kapısını da bünyesinde bulunduruyor. ABD’nin Olive Group vasıtasıyla otoban ve mücavir bölgelerinin kontrolü elinde bulundurması da bu üç ülke ile gerçekleştirilen tüm ticarî, askerî ve insanî akışı kontrolü altında alması anlamına gelmekte.

 

Bu bağlamda değerlendirildiğinde ABD’nin buradaki hamlesi ile İran’ın Basra ve ardındaki zengin hinterlandı kaybettiği, diğer yandan da Tanf üzerinden Suriye ile fiziki temasının ciddi şekilde zora girdiği ifade edilebilir. Bu noktalardan da öte ABD açısından bu bölgenin Olive Group gibi bir enstrüman ile kontrol altında tutulmasının Anbar vilayetinin sosyolojik temellerinin neden olduğu siyasi ve askeri gelişmeleri kontrolü açısında da önemi var

 

ABD nazarında Anbar vilayetini önemli kılan başka bir nokta, vilayetin Irak’ın kırsal Sünni nüfusunun yoğun olarak yaşadığı bir bölge olması. İşgal ve sonrasındaki süreçte ABD karşıtı Sünni isyanın insan kaynağı olan Anbar’ın kontrolü ABD’nin birkaç stratejik hedefini aynı anda gerçekleştirmesine de olanak sağlıyor. Bölgedeki “Sünni uyanışı”nı sürekli canlı tutmak ancak IŞİD gibi bir evrimleşmeye izin vermemek ve bu sayede İran’ın Suriye’ye geçiş planını Suudi Arabistan ve Ürdün sınırında tehdit olmaktan çıkarmak gibi hedefler 1 Numaralı Otoban ve Anbar bölgesini bölgenin ağırlık merkezi haline getiriyor.

 

Irak’ta gerek işgal dönemi gerekse işgal sonrası ve IŞİD operasyonları dönemi için kullanılan ABD’nin Anbar vilayetinin doğu aksında iki askeri üssü bulunuyor: Ramadi-Felluce arasında Habbaniye ve Ramadi’den Suriye sınırındaki Kaim’e uzanan eksende Bağdadi’deki Ayne’l Esad üssü. Ne var ki Olive Group’a tahsis edilen alanda 1 Numaralı Otoban’ın Suriye ve Ürdün hatlarının ayrılma noktasındaki H3 üssü ABD’nin Anbar derinliklerindeki varlığını sessizce güçlendiren bir askeri varlık olarak karşımıza çıkıyor.

 

ABD’nin Olive Group aracılığı ile giriştiği askeri varlığın pratiği bölgedeki devlet-dışı unsurlarla bir çatışma riskini de taşıyor. IŞİD’le mücadele kapsamında Anbar bölgesine yerleşen Haşd-i Şabi güçlerinin İran ve/veya İran destekli politik merkezlerin tetiklemesi ile ABD ile çatışması olası görünüyor. Öte yandan Sünni karakterdeki Anbar halkı, IŞİD’in temizlenmesine rağmen Haşd-i Şabi güçlerinin bölgeyi hâlâ terk etmediğini, savaş sebebiyle evlerini terk etmiş olan halkın evlerine dönmelerine izin vermediğini ifade ediyor.28 https://iraq.liveuamap.com/en/2018/13-march-iraqi-anbar-source-iraqi-pmu-hashd-is-refusing-to Bu gelişmeler Anbar’da gerilimin ve yerel güçler üzerinden hakimiyet mücadelesinin devamlı ve şiddetli olacağına işaret ediyor.

İran'ın karşı hamlesi:Basra Körfezi'nden Akdeniz'e demiryolu

ABD’nin Irak’ın batısında Ürdün sınırını tamamen ve Suriye’nin başkenti Şam’a giden en kısa yolu kısmen kontrol altına alma girişimine Irak üzerinden oldukça etkili olan İran’dan karşılık olarak alternatif bir proje hamlesi geldi. Tahran, Bağdat ve Doğu Akdeniz’e kıyısı olan Suriye’nin başkenti Şam’ı birbirine bağlayacak yeni otoyollar ve demiryolları inşası projeleri ile İran, karasal devamlılık ve hakimiyet planlarını ABD karşısında diri tutmaya çalışıyor.

 

12 Nisan 2019 tarihinde Irak Ulaştırma Bakanı ve Suriyeli mevkidaşı Şam’da bir görüşme gerçekleştirdi. Akaşat-Tanif-Huneyfis arasındaki demiryolu hattının yeniden inşası ve faaliyete geçirilmesinin ele alındığı toplantının çok daha önemli bir sonucu oldu. Toplantının ardından açıklama yapan Irak Demiryolları Şirketi müdürü Talib el Hüseyni, Irak-İran-Suriye arasında başkentleri ve Basra Körfezi’ni Doğu Akdeniz’e bağlayacak bir demiryolu hattının inşasının planladığını söyledi. 29 https://bit.ly/2v3rgnf  

 

ABD’nin egemenlik alanı oluşturmak amacıyla konuşlandığı ve karayolunu kontrol altına aldığı Anbar bölgesini ve ABD’nin Suriye’nin güneydoğusundaki askeri üssü Tanf’i hedef alan İran’ın bu girişimi yeni bir proje değil. İran’ın Basra Körfezi’nden Doğu Akdeniz’e uzanan bir demiryolu projesi 2000’li yılların başında Yeni İpek Yolu projesi kapsamında etüdü yapılmış bir proje30 Hussein el Nadeem, “Iran, Iraq, and Syria to Connet Their Rail Networks”, EIR Vol 27, No. 30, August 4 2000 olmasına rağmen Irak’ın ABD tarafından işgali, Saddam rejiminin devrilmesi, Suriye savaşı ve IŞİD saldırıları nedeni ile akamete uğradı.

 

ABD’nin 2011’de Irak’tan çekilme kararı alması, Irak ve Suriye’deki iç çatışmalardan faydalanarak organize edilen Şii milis ağını kullanarak Irak içinde askeri nüfuzunu genişleten İran, bu aracı siyasi ve ekonomik olarak tahvil etmeyi de büyük oranda başarmıştı. Irak üzerinde elde ettiği askeri ve siyasi egemenlik kümeleri sayesinde İran son bir yıl içinde Doğu Akdeniz’e ulaşma ve ABD hakimiyetini kırmayı hedefleyen projeleri yeniden canlandırma çalışmalarına hız verdi.

 

Esasen Tahran’dan Basra’ya oradan Suriye sınırındaki Akaşat ve Tanf üzerinden Şam’a uzanacak ve ABD ile Akdeniz yolu için Anbar’da egemenlik savaşına neden olacak demiryolu projesi bir birleştirme projesi. Üç ülkenin ticari demiryollarının birleştirilmesini hedefleyen proje kapsamında İran Devlet Demiryolları 12 Kasım 2017’de İran’ın Selamçe sınır kapısı ile Irak’ın Basra limanını birbirine bağlayacak bir demiryolu hattı inşa edileceğini açıkladı. Yeni inşa edilecek bu hattın Irak içerisinde yayılan hatla birleşmesi ile İran, Suriye’nin Lazkiye limanına uzanacak bir demiryolu ağına sahip olacak.31 https://www.al-monitor.com/pulse/originals/2018/11/iran-iraq-syria-railway.html

 

İran tüm projelerini hayata geçirirken ABD’nin diğer iki önemli rakibi Rusya ve Çin ile de iş birliği içerisinde. İran’ı Doğu Akdeniz’e bağlayacak olan demiryolu hattı Çin’in “Tek Yol Tek Kuşak” projesi dahilinde. Nihayetinde bu yolların ileri aşamada Çin ve Rusya’nın demiryolu hatları ile birleşmesi planlanıyor.32 a.g.m

 

İran, Irak ve Suriye’deki askeri-siyasi dominant varlığı ile gerçekleştirmeye çalıştığı bu projeyi ABD ile gireceği karasal hakimiyet savaşında yalnız kalmamak için Çin ve Rusya gibi ortaklarla güçlendirmek için çabalıyor. Bu çaba dahilinde Beşar Esed’in 2019 yılı şubat ayında İran’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında Lazkiye limanının işletme hakkının İran’a verilmesi bu noktada önem arz ediyor. Lazkiye limanın ileride enerji dağıtım merkezi haline getirilmesi ihtimali, ABD yaptırımları ile sıkıştırılmak istenen İran’ın enerjiye muhtaç Avrupa’ya önemli bir kapı açması anlamına geliyor. Ayrıca Lazkiye limanını Çin’in Yeni İpek Yolu projesi kapsamındaki önemli limanlardan biri olmaya aday hale getiriyor.

 

Çin de Akdeniz’e karadan açılmak için Ortadoğu’daki hinterlandını oluşturan İran-Irak-Suriye’yi birbirine bağlayacak kara ya da demir nakliye ve ulaşım hatlarının inşasına destek veriyor.

Actafabula Newsletter