Su Krizi ve Protestolar: Huzistan’da Neler Oluyor?

Su Krizi ve Protestolar: Huzistan’da Neler Oluyor?

Protestolar Nasıl Başladı?

Amerikan yaptırımları ve Covid-19 salgınının İran ekonomisi üzerindeki şiddetli etkileri devam ederken ülkeyi kasıp kavuran kuraklık, yeni bir protesto dalgasını da beraberinde getirdi. Enerji Bakanı Rıza Erdekaniyan, son 50 yılın en kurak yazını geçirdiklerini belirterek yaşanan su krizini kabul etti. Bununla birlikte yıllardır sürdürülen yanlış su, tarım, kentleşme ve sanayileşme politikaları ülkenin güneybatısında gerginliğe sebep oldu. Bu gerginlik, hayatı felç eden elektrik kesintileriyle tırmanışa geçti. Kuraklık dışında, kripto para madenciliğinin de ülkedeki elektrik tüketimini hızla arttırdığı ortaya çıktı. Söylenenlere göre kripto para madenciliğiyle ilgilenen illegal şirketler bu alandaki devlet kontrolünü zorlaştırıyordu. Artan elektrik tüketimine karşı devletin aldığı önlemler halkın hoşnutsuzluğunu gideremedi. Mayıs ayından bu yana yaşanan kesintiler, İran’ın çeşitli eyaletlerinde kitlesel gösterileri tetikledi. Tahran, Fars, Mazenderan, Gülistan ve Elburz eyaletlerinde vatandaşlar sokağa döküldü. Bununla birlikte çok geçmeden protestolar zaten su sıkıntısı yaşayan Huzistan Eyaleti’ne de sıçradı. 15 Temmuz’dan itibaren Başkent Ahvaz, Hürremşehr ve Susengerd olmak üzere eyaletin birçok şehrinde vatandaşlar barışçıl gösterilere başladı ve protestolar kısa zamanda çevre illere yayıldı. 2017-2018 yıllarında hükümetin ekonomi politikalarına, 2019 yılında ise artan akaryakıt fiyatlarına karşı harekete geçen ve zaten Temmuz ayının başından itibaren petrol işçilerinin ve çiftçilerin düzenlediği iş bırakma eylemleriyle mobilize olan halk, bu kez de uzun süren ve etkileri her alanda hissedilen elektrik kesintileri ve su krizi nedeniyle ayaklandı.

Protestolar etnik çatışmalara mı dönüştü?

Ayaklanmaların Huzistan’ın Susangerd, Şuş Şadegan, Huveyze ve Ahvaz gibi şehirlerinde başlaması akıllara protestoların etnik temelli bir çatışmaya dönüşmesi ihtimalini getirdi. Zira Huzistan, İran’ın önemli etnik azınlıklarından biri olan Ahvazi Araplara ev sahipliği yapmaktadır. Araplar uzun yıllardır etnik ayrımcılığa maruz kaldıklarına ve devletin bilinçli bir şekilde yürüttüğü politikalarla Huzistan’daki demokratik tabloyu değiştirmek adına kendilerini göçe zorladıklarına inanmaktadır. Ancak gösterilerde ayrılıkçı bir tavır alınmaması bu ihtimali gölgeledi ve olaylar birkaç gün içinde Huzistan’ın Şuşhtar, Mescid-i Süleyman, Ize, Behbehan gibi Arap olmayan vilayetlerine de taştı. Ayrıca bölgede yaşayan iki büyük etnik gruptan biri olan Bahtiyarilerden de Araplara destek geldi. İran’daki Türk aktivistler de güçlü bir şekilde Arapların yanlarında olduklarını dile getirdiler. Tebriz’de büyük bir kalabalık “Birlik” ve “Azerbaycan seninle Ahvaz” sloganları eşliğinde yürüdü. Tahran’da, Meşhed’de ve İsfahan, Kermanşah, Luristan eyaletlerinde Huzistan’a destek gösterileri düzenlendi. Gösterilerde “Kahrolsun İslam Cumhuriyeti”, “Kahrolsun Hamaney” ve “Canımız Ahvaz’a feda olsun” gibi sloganlar atılırken üst düzey yetkililer istifaya çağırıldı.  İran içinden ve dışından birçok, gazeteci, aktivist ve bölge çalışanı Tahran yönetiminin politikalarını eleştirdi, gösterilerdeki orantısız güç kullanımını kınadı ve konuyla ilgili olarak uluslararası kamuoyuna seslendi. Buradan İran’da muhalefetin parçalı bir yapıya sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ancak bu parçalı yapının İslam Cumhuriyeti’ne karşı “ortak bir öfke” ile hareket ettiği söylenebilir.

Ahvazi Araplar doğal kaynaklarına erişebiliyor mu?

Huzistan, İran’ın petrol sahalarının yaklaşık yüzde 80’ine ve ülkenin doğal gaz rezervlerinin yüzde 60’ına sahip bir bölge. Bunun yanında ülkenin en uzun olan ve üzerinde ticaret yapılabilen Karun Nehri de bu bölgede yer alıyor. Ancak halk petrol ve su zengini olmasına rağmen yıllardır altyapı faaliyetlerinin yetersizliğinden ve hükümetin yanlış politikalarından mustarip. Doğal kaynaklarını kullanamamakta birlikte bu kaynaklar çevredeki sanayi-maden kuruluşları tarafından kirletiliyor. Bölgedeki nehirler üzerine yapılan barajlar ile suyun akış yönü değiştirilerek suyun çevre vilayetlere transferi sağlanıyor. Halk geçmiş dönemde de Karun Nehri üzerine yapılan ve “Beheşt Abad” olarak bilinen bu transfer projesinin uygulanmasına şiddetle karşı çıkmıştı. Kontrolsüz transferler Huzistan’ı kuraklaştırdı ve kendi kaynaklarını kullanamayacak duruma getirdi. Ayrıca bölge, İran-Irak Savaşı sırasında binlerce insanın hayatını kaybettiği bir cephe hattına dönmüştü. Günümüzde hala mayından temizlenmemiş bölgeler mevcut. Bu durum bölgede tarım ve hayvancılığı birinci dereceden etkiliyor. Hükümet şimdiye kadar somut bir adım atabilmiş değil. Geçici projelere tepki gösteren halk, kalıcı bir çözüm bekliyor. Eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad da protestolara destek veren isimler arasında. (Ancak Huzistan’daki yanlış su politikalarından biri de Ahmedinejad dönemine aittir. Cumhurbaşkanlığı döneminde İran’ın en büyük barajı olan Gotvend Barajı’nın yerinin değiştirilmesiyle bölgeyi sulayan Karun Nehri tuzlanmış ve halk mağdur edilmişti. Bu nedenle Ahvaz ve Abadan şehirlerinde protestolar düzenlenmişti.) Ahmedinejad geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamalarda Huzistan’ın İran-Irak Savaşı’nda büyük yaralar aldığını ve bu tarihten itibaren altyapı sorunlarıyla boğuştuğunu ifade etti, bölgeye 16 yıl boyunca herhangi bir yatırım yapılmaması noktasında alınan Milli Güvenlik Yüksek Konseyi kararını kamuoyuyla paylaştı. Bilindiği üzere konsey kararlarının yürürlüğe girmesi için Devrim Rehberi Ayetullah Ali Hamaney’in onayı gerekiyor. 21 Temmuz itibariyle sessizliğini bozan Hamaney, Ahvaz halkına seslenerek sekiz yıllık “Kutsal Müdafaa” (İran-Irak Savaşı) süresince gösterdikleri bağlılık ve çabadan dolayı övgülerde bulundu ve öfkelerini anladığını belirtti. Halkın sesine kulak verilmesi gerektiğini söyledi ve bunun hükümetin bir sorumluluğu olduğu dile getirdi. Hatalı politikaları mevcut hükümete mâl eden Hamaney konuyla ilgili herhangi bir sorumluluk almaktan kaçındı.

Protestoculara Karşı Orantısız Güç Kullanımı

24 Temmuz itibariyle protestolarda onuncu güne girilirken bazı vatandaşlar hayatını kaybetti ve çok sayıda kişi de yaralandı. Halk olaylardan hükümeti sorumlu tuttu ancak yetkililer protestocuların aşırılık yanlısı grupların açtığı ateş sonucu vurulduğunu iddia etti. Ölü sayısı kesin olarak bilinmemekle beraber Mohammad Kroshat, Hadi Bahmani, Mohammad Abdollahi, Farzad Farisavi, Mohammad Abbas Alkanani, Ghasem Kheziri, Mostafa Naeimavi, Meysam Echresh ve Issa Baledi adında yaşları 15-25 arasında değişen sekiz genç yaşamını yitirdi. Uluslararası Af Örgütü dolaşıma giren videolardaki otomatik silah seslerine dikkat çekerek güvenlik güçlerinin sivillere yönelik öldürücü silahlar kullandığını açıkladı. Bu arada bölgeye sevk edilen tankların görüntüleri de sosyal medyada yankı buldu. BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet, protestoları bastırmak adına aşırı güç kullanımına veya tutuklamalara başvurmak yerine, yetkilileri Huzistan Eyaleti’ndeki kronik su kıtlığını gidermek için acilen harekete geçmeye çağırdı.

 

İran’da mevcut hükümet yaşanılanları iklim krizi olarak lanse etse de bu kriz şimdiye kadar yürütülen yanlış politikaların bir sonucudur. Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin geçtiğimiz günlerde yaptığı talihsiz açıklamalar maalesef konunun ciddiyetle ele alınmadığını gösteriyor. Ruhani Huzistanlılar’ın uyarılara rağmen pirinç yetiştirdiğini ileri sürerek sorumluluğu halka mâl etmeyi tercih etti. Şu an için Cumhurbaşkanı Birinci Başkan Yardımcısı İshak Cihangiri’yi Huzistan Eyaleti’ne göndermekten başka kayda değer bir hamlede bulunmadığı biliniyor. Huzistan’da yaşanılan sıkıntıların kökleri çok derin olduğundan ve buradaki gösteriler yıllardır periyotlar halinde devam ettiğinden, mevcut hükümetler zaman zaman (özellikle seçim kampanyaları veya protesto gösterileri sırasında) eyalete ılımlı ya da bölgeyi tanıyan/bilen birilerini göndererek olayları yatıştırmaya çalıştı ancak Huzistan’daki su sorununa henüz kalıcı bir çözüm bulamadı. Protestolar şiddetlenerek devam ediyor. Bu durumda Ağustos ayında görevi devralacak yeni Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin bölgeye yönelik politikaları da belirleyici olacak. Zira göreve seçildiği günden (hatta aday olduğu tarihten) itibaren ilişkilendirildiği insan hakları ihlalleriyle gündeme gelen Reisi’nin meseleye yaklaşımı, Huzistan’ın geleceği açısından büyük önem arz ediyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin

Actafabula Newsletter