Libya’da Bir Yahudi Vatanı Kurulamamasının Sebebi: Su Kıtlığı

LİBYA’DA BİR YAHUDİ VATANI KURULAMAMASININ SEBEBİ: SU KITLIĞI

Mustafa Şaban
Mustafa Şaban

1904 yılının başında Dünya Siyonist Teşkilatı’nın Başkanı Theodore Herzl, İtalyan Kralı III. Victor Emmanuel’e Yahudi göçünü Doğu Avrupa’dan Libya’nın Trablus bölgesine yönlendirmek üzere bir öneri sundu. Bu sayede Trablus’a yerleşen Yahudiler İtalyan yasa ve kurumlarına bağlı bir otonom bölge kurabileceklerdi.

 

Herzl bu öneriyi rastgele sunulan bir öneri değildi. Dr. Emin Abdullah Mahmud, Fransız Devrimi’nden I. Dünya Savaşına Kadar Yahudi Yerleşim Projeleri isimli kitabında bu önerinin rastgele olmamakla birlikte İtalya’nın Libya’yı sömürgeleştirme niyetini keşfettikten sonra yapıldığını ifade etmektedir.

 

Ancak Herzl, İtalya kralından Siyonist Teşkilatı’nı bu projede destekleyemeyeceklerini çünkü “Trablus başkalarının yurdu” olduğunu ve İtalya’nın oranın üzerinde herhangi bir yetkisi olmadığı açıklamasını yapmasının ardından şaşkınlığa uğradı.

 

Görünen o ki İtalya kralı, İtalya’nın Libya’yı sömürgeleştirme niyetinin açığa çıkması korkusuyla Siyonist Teşkilatı’na bağlayıcı bir vaatte bulunmamayı tercih etmişti. Mahmud’a göre böyle bir vaat, İtalya’nın Osmanlı İmparatorluğu yanında Britanya ve Fransa ile ilişkilerinde sorunlara sebep olacaktı.

Yenilenen Teşebbüsler

Libya’da yerleşme teşebbüsleri Herzl’in Temmuz 1904’te ölmesinin ardından yenilendi. Yenilenen projenin başında bu kez Bölgesel Siyonist Teşkilatı’nın lideri Israel Zangwill bulunuyordu. Zanqwill, Doğu Avrupa Yahudileri için bir devlet içinde otonom bir idare kurabilecekleri iklimi ılıman, ekilebilir arazileri olan ve denize kıyısı olan bir yerleşim yeri bulmayı amaçlıyordu.

 

Mahmud’a göre Libya’da bir Yahudi yerleşimi kurma fikri Paris Üniversitesi’nde tarih profesörü olan Nahum Saluş’un 1906 Temmuz’unda Trablus’a gerçekleştirdiği bir ziyaretin ardından gelişti. Saluş Zangwill’e verdiği raporda Osmanlıların Barka vilayetindeki Cebel-i Ahdar’da bir Yahudi yerleşimi kurulması fikrine sıcak baktıklarını aktarıyordu.

 

Aynı dönemde Britanya hükümeti Tunus’taki Başkonsolosu Harry Johnston’u Zangwill’e aynı bölgede Yahudiler için milli bir vatan kurma fikrini teklif etmesini bunun için bölgenin şartlarını tetkik etmek için bir heyet gönderileceğini ve Osmanlı Trablusgarb valisi Recep Paşa’nın (1904-1909) bu heyetin üyelerine yardımcı olmaya istekli olduğu noktasında teminat vermesi noktasında bilgilendirdi.

 

Zangwill ve teşkilat üyeleri Saluş’ın raporu ve Johnston’un teklifi üzerinde çalıştılar ve neticede Barka vilayetinin Yahudi yerleşimi için uygun bir yer olduğu kanısına vardılar. Bölge Akdeniz’in güney sahilinde bulunuyordu ve bu konumuyla Rusya ve Romanya’dan Yahudi göçmenlerin naklini kolay kılıyordu. Mahmud, Barka’nın Filistin’e yakın olması birçok Yahudi’nin eninde sonunda “Vaadedilmiş Topraklar”a yerleşebileceklerine inanmasına sebep olmuştu.

 

Bunun da ötesinde Saluş, eskiden Sirenayka olarak bilinen Barka vilayetinin Yahudi mirasında özel bir yeri olduğuna inanıyordu: Büyük İskender ve Ptoleme Krallığı zamanından beri çok sayıda Yahudi’ye ev sahipliği yapmıştı ve bu yüzden Yahudi yerleşimi için düşünülen Kıbrıs ya da Uganda’dan daha çok Yahudi tarihi ile ilgiliydi.

 

Zangwill, büyük sayılarda Yahudi’nin getirilmesi ve yerli nüfusun çöllere göç etmek zorunda bırakılması ile Yahudi nüfuzunun galebe çalacağına ve demografik üstünlüğü ele geçireceğine inanıyordu.

Genel Valinin Desteği

Barka’da yerleşim fikri teşkilat üyelerinin zihninde iyice netleştikten sonra sıra aynı zamanda Afrika’daki Türk silahlı kuvvetlerinin başında bulunan Trablusgarp Valisi ile iletişime geçmeye gelmişti. “Yahudilerin Libya’da Yerleştirilmesi için Siyonist Proje” isimli kitabın yazarı Mustafa Abdullah Bayou Osmanlı valisini ayrıntılı bir biçimde anlatır ve Sultan’ın temsilcisi olarak tüm yetkileri elinde bulundurduğunu ifade eder.

 

Zangwill, Saluş’un Trabslus ziyaretinden istifade ederek onunla projenin imkânı üzerinde çalışır. Trablus’a vardığında Recep Paşa ve Dışişleri Bakanı Bekir Bey ile görüşür. Onunla Libya’daki Yahudilerin ekonomik şartlarını, tarım faaliyetlerinin nasıl geliştirebileceklerini ve Rusya’dan kaçan Yahudilerin Libya’ya yerleştirip yerleştirilemeyeceği konularını ele alır.

 

Ona göre Recep Paşa Yahudilere karşı dostane bir tavır sergiliyordu ve Yahudileri yaşadıkları sıkıntılardan kurtarmak için gücü dahilinde her şeyi yapmaya hazır olduğunu söylüyordu.

 

Görünen o ki Osmanlı Valisi’nin gergin Türk-Rus ilişkilerinden etkilenmiş olan Yahudilere karşı sempatik yaklaşıyordu. Bu gergin ilişkiler Türkleri Rusların daimî ihtiraslarına maruz bırakıyordu. Ayrıca Vali, bu yerleşim planını Libya’daki İtalyan emellerine bir son vermek için de kullanmak istiyordu.

 

Abdullah Bayou’ya göre Recep Paşa şaşırtıcı biçimde “sadece Libya’da Yahudi yerleşimi ve ülkedeki Yahudilerin tarım faaliyetleri hakkındaki proje üzerinde durmaz aynı zamanda bir devlet ve endüstrisinin kurulması, bazı mühendislik projeleri, büyük limanların ve Yahudi ticari filosunun inşasının teşviki meseleleri üzerinde de kafa yorar”.

 

Saluş’un Paşa ve adamları ile görüşmesinde Yahudilerin projelerinde finansal ve dinî açıdan bağımsız olmaları konuları da ele alınır. Ele alınan diğer konular arasında: Yahudilere küçük devlet memurlarının istismarından korunma sağlanması, kendi kendilerini idare hakkı tanınırken Libya’nın geri kalan kısmındaki halkın saldırısına maruz kalmamaları için askeri koruma sağlanması bulunuyordu.

 

Saluş’un işi iki açıdan kolaydı: Birincisi Osmanlı valisinin Yahudi taleplerine verdiği karşılık ikincisi de dost Yahudi Jacob Krieger’in Trablusgarp valisinin resmi tercümanı olmasıydı.

 

Bayou Krieger’in nasıl Selanik’te Trablus’a geldiğini ve Hristiyan Katolik Georges Faeq’in yerini nasıl aldığını aktarır.

 

 Trablusgarp valisi başlangıçta Krieger’e güvenmemiş, Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan Avrupalılara sağlanan avantajlardan faydalanmak için Libya’da yaşayan bütün Yahudilerin yaptığı gibi Libya’daki yabancılarla iş birliği yapacağını düşünmüştü. Ancak Krieger büyük ustalıkla Paşa’nın güvenini kazanmış ve onun Yahudilere, özellikle de Saluş’a lütufta bulunmasını sağlamıştır.

 

Böylece valilik Yahudi tarihçiye gerekli olan tüm yardımı sağlamış oldu. Hatta ona muhtemel Yahudi yerleşimi için Barka’dan önce Maslata ve Batı Dağı bölgelerine gitmesini tavsiye etmiştir.

Yerleşim Planı

Bayou kitabında Yahudileri Libya’ya yerleştirme planı temelde Rusya’dan çıkışlarını hızlandırmaya dayanıyordu: Birkaç haftada bir 10 ya da 20 aile Rusya’dan çıkacak böyle Osmanlı yetkililerin Yahudi göçmenleri uygun bir biçimde bünyesine alması kolaylaşacaktı.

Bu yolla vilayet, Babıali’den hiç çekinmeden Yahudi göçmenlere ev sahipliği yapmak için izin isteyebilecekti; Yahudiler Libya’da Osmanlı vatandaşı olarak yaşayacak ancak bağımsızlıklarını sürdüreceklerdi.

 

Bayou’ya göre Zangwill hiç vakit kaybetmeden Babıali hükümeti ile doğrudan görüşmelere başlamayı tercih etti. Türklerin Avrupa’nın Yahudi olmayan halklarının Libya’ya göçmelerine engel olma politikasından istifade etmek istiyordu. Yahudi teşkilatı durumu, Avrupalıların özellikle de İtalyanların tiranlığından kaçarak Barka’ya gelen Yahudilerin korunması olarak gördüler.

Bilimsel Heyet

Recep Paşa tarafından cazip teklifler sunulmuş olsa da Konsey’in tedbirli davranmak istemesi projeyi gölgeliyordu. Proje üzerinde çalışmak üzere Konsey tarafından kurulan coğrafî komisyon hızlı hareket etmekten çekiniyordu ve bilimsel bir heyetin bölgeye giderek saha araştırması yapmasını talep ediyordu.

 

Mustafa Muhammed Şabani’nin “Libya Yahudileri: Libya’dan Tazminat Taleplerine Dair Siyasi ve Hukuki Araştırma” adlı kitabında yazdığına göre, 1908 yılının Temmuz ayının ortalarında Teşkilat, uzmanlardan oluşan bilimsel bir heyet gönderdi. Heyetin üyeleri ön yargılardan uzak ve tarafsız bir rapor olması için Yahudi olmayan bilim insanlarından oluşuyordu. Heyetin başında University of Glasgow’da jeoloji profesörü olan Profesör Gregory bulunuyordu.

 

Şabani’ye göre heyette tarım şartları çalışmaları ile tanınan John Trotter, Reginald Middleton, Walter Hunter ve Matthew Duff bulunuyordu. Görevleri bölgenin mevcut kaynakları ve mimarî imkânlarını araştırmaktı. Heyetin bir başka üyesi M. Kidder’in görevi de Barka’nın sağlık koşullarını ve yerleşime uygun olup olmadığını araştırmaktı. Nahum Saluş heyetteki tek Yahudi’ydi ve görevi bir Yahudi anavatanı olmak için Barka’nın Yahudilik ve Yahudiler açısından tarihi arka planını çalışmaktı.

Sultan’ın Onayı

Bu arada Zangwill, Budapeşte Üniversitesi’nde profesör ve Sultan II. Abdülhamid’in özel arkadaşı olan Yahudi dostu Arminius Vambery ile irtibata geçti. Projesini ona anlattı. Çünkü o Osmanlı sarayında yüksek bir statüye sahipti. Vambery onu içtenlikle karşıladı ve projenin Filistin’den ziyade Libya’da olmasından ötürü daha uygulanabilir olduğunu söyledi. Özellikle Filistin, Müslümanlar ve Hristiyanlar için de önemliydi ve Libya sayesinde onlarla çatışmadan kaçınılmış olacaktı.

 

Vambery proje hakkındaki fikirlerini paylaşmakla kalmadı onu Özel Kalemi Tahsin Paşa vasıtasıyla Sultan’a iletti. Proje ek olarak, projeyi destekleyecek Sultan’ın yerleşimcileri tebaası olarak tanıyacağı onlara yıllık vergileri toplayın Türk hazinesine teslim etmek şartıyla otonomi tanıyacağı siyasi şartları anlatan belgeleri ekledi.

 

Bayou’ya göre Sultan projeye olumsuz yaklaşmadı. Bu yüzden Vambery, Zangwill’e doğrudan Sultan’a kendisinin yazmasını ve Sultan’ın onun mektubuna hızla cevap vereceğini söyledi.

Şartların Değişmesi

Zangwill, Tahsin Paşa’ya mektup yazmaya hazırlanırken İttihat ve Terakki’nin İstanbul’da bir darbe yaptığı haberi geldi. Sultan II. Abdülhamid Nisan 1909’da tahttan indirilmesi ve yerine Sultan V.Mehmed geçmişti.

 

Heyet Cebel-i Ahbar ziyaretinden Trablus’a döndüğünde, Recep Paşa’nın bölgeden ayrıldığını ve yeni kabinede savaş bakanı olmak üzere İstanbul’a gittiğini öğrendi.

 

Bayou’ya göre Recep Paşa’nın Trablus’tan ayrılması Yahudi teşkilatının canını sıkmış olsa da onun ordu destekli yeni yönetimde İstanbul’da üst düzey bir yetkili olması ümitlerinin yeniden canlanmasına sebep olmuştu. Onun savaş bakanı olması, teşkilatı projelerinin başarılı olacağını düşündürtmüştü.

 

Teşkilatın umutlarının aksine projeleri ciddi bir darbe aldı. Recep Paşa, büyük tantana ile İstanbul’a doğru yelken açmıştı ancak birkaç gün sonra hayatını kaybetti. Zangwill onun ölümünün Yahudiler için büyük kayıp olduğunu söyledi. Çünkü projelerine karşı gösterdiği dostça ve meraklı yaklaşımına karşılık hiçbir maddi beklentisi olmamıştı.

 

Ancak en acıtıcı darbe Yahudi teşkilatı tarafından kurulan bilimsel heyetin 1 Ocak 1909’daki çıkarımlarına dayanan rapor ile gelmişti: Mavi Kitap. Rapor heyetin bulgularını içeriyordu. Hayal kırıklığına sebep olan bulgu, jeolojik yapısından dolayı Barka’da yeraltı suyunun bulunmamasıydı. Bu da toprağın yağmur suyunu tutmasına izin vermiyordu.

 

Rapor Barka’nın Yahudi yerleşimine uygun olabilmesi için kurak yılların ardından gelen kıtlığa karşı önlemler alınması tavsiyesinde bulunuyordu. Şabani’ye göre rapor, bunun aşırı masraflı olacağının altını çiziyordu.

 

Tüm bunlara rağmen Zangwill ve teşkilatının üyeleri yılmadı ve projeyi hayata geçirmekte kararlı davrandı. Mahmud’a göre Konsey’in çeşitli iç meselelerle meşgul olması Sultan’ın Libya yerleşimi ile ilgili desteğini anlamsız kıldı, özellikle de Recep Paşa’nın ölümünden sonra.

 

İtalyan emellerinin yükselişe geçmesi, 1911’de Libya’nın istila ve işgali ile sonuçlandı ki bu işleri daha karmaşık bir hale getirdi. Birkaç yıl içerisinde tüm dünya kendini Birinci Dünya Savaşı’nın içinde buldu. Ve böyle Libya’da bir Yahudi vatanı kurma hayali tuzla buz oldu.

Actafabula Newsletter